GÖÇMENLİK SÜREÇLERİNDE TIKANIKLIĞI AŞMANIN YOLU: MANDAMUS DAVASI

Amerika Birleşik Devletleri göçmenlik süreçlerinde yaşanan uzun bekleme süreleri, başvuru sahipleri için yalnızca hukuki değil, aynı zamanda psikolojik ve ekonomik bir yük oluşturuyor. Özellikle iltica, statü değişikliği, vatandaşlık ve konsolosluk işlemlerinde aylar hatta yıllar süren sessizlik, insanların hayat planlarını askıya almasına neden olabiliyor.

Peki, hükümet kurumları makul süre içinde karar vermediğinde ne yapılabilir? Son dönemde adını daha sık duymaya başladığımız Writ of Mandamus davası gerçekten etkili bir çözüm mü? Bu dava başvuru sahibine zarar verir mi? Süreç nasıl işler?

Avukat Okan Şengün tüm bu soruları, şirketimizde Director of Immigration Case Proceedings olarak görev yapan Müge Y. ile gerçekleştirdiği kapsamlı söyleşide ele alıyor.

Okan Şengün: Son dönemde göçmenlik başvurularında yaşanan gecikmeler nedeniyle “Writ of Mandamus” kavramını daha sık duymaya başladık. En temel yerden başlayalım: Writ of Mandamus tam olarak nedir?

Müge Y.: En önemli noktayı en başta netleştirmek gerekir: Mandamus, USCIS’e verilen yeni bir göçmenlik formu ya da idari başvuru değildir. Bu, federal hükümete karşı açılan resmi bir davadır. Buradaki temel amaç, yasal olarak makul süre içinde işlem yapmak zorunda olan devlet kurumlarını, örneğin USCIS’i, Dışişleri Bakanlığı’nı veya ilgili konsolosluğu, başvurunuz hakkında nihai bir karar vermeye zorlamaktır. Çok kritik bir ayrım var: Mandamus, dosyanın mutlaka onaylanmasını sağlamaz. Ancak kurumun dosyayı süresiz biçimde bekletmesini de engeller. Yani burada amaç, onay değil karar aldırmaktır. Başka bir ifadeyle, Mandamus bir dosyayı sihirli biçimde olumlu sonuca götürmez, ama dosyanın sistem içinde görünmez hale gelmesini engelleyip aktif şekilde ele alınmasını sağlar.

O.Ş.: Mandamus açmayı düşünen kişilerin belki de en büyük korkusu şu oluyor: “Devleti dava edersem göçmenlik memurları bana kızar mı? Dosyama zarar verir mi?”

M. Y.: Bu gerçekten çok sık duyduğumuz bir endişe. Ama açık konuşmak gerekirse, bu korku çoğu zaman yersiz olabiliyor. Amerika Birleşik Devletleri bir hukuk devletidir ve hükümete dava açmak sistemin tanıdığı anayasal ve yasal haklardan biridir. USCIS memurları ve hükümet avukatları bu tür davalarla sıkça karşılaşır. Bu nedenle Mandamus onlar açısından olağan bir hukuki süreç. Bir memurun, sırf başvuru sahibi kendisini dava etti diye dosyayı keyfi biçimde reddetmesi hukuken kabul edilemez. Öte yandan, mandamus, dosyanın içeriğini değiştirmez. Dosyanız yine aynı deliller, aynı beyanlar ve aynı yasal çerçeve içinde değerlendirilir. Tek fark, artık dosyanın rafta kalması daha zor hale gelir. Yani Mandamus, dosyanın niteliğini değil; dosyaya erişilmesini ve karar verilmesini hızlandırır.

O.Ş.: Dava açmak denince insanların aklına hemen mahkeme salonu, hakim karşısına çıkmak, ifade vermek gibi şeyler geliyor. Mandamus davasında kişi gerçekten mahkemeye gitmek zorunda kalır mı?

M. Y.:  Çoğu insanın gözünde mahkeme süreci hâlâ klasik dava süreçleri gibi canlanıyor. Oysa Mandamus davaları pratikte çok farklı işler. Bu süreç çoğunlukla duruşmalı, tanıklı ve uzun salon yargılamaları şeklinde ilerlemez. Mandamus davası esasen yazılı dilekçeler, resmi tebligatlar ve hukuki yazışmalar üzerinden yürür. Dava açıldıktan sonra süreç, başvuru sahibinin avukatı ile Adalet Bakanlığı’nı temsil eden hükümet avukatları arasında ilerler. Başvuru sahibinin mahkeme salonuna gidip hakim karşısında ifade vermesi ya da sözlü savunma yapması çoğu durumda gerekmez. Hatta uygulamada pek çok dosya, resmi bir duruşma aşamasına gelmeden çözülür.

O.Ş.:  Peki her gecikme Mandamus anlamına gelir mi? Bu davayı açmak için ne kadar beklemek gerekir?

M. Y.: Hayır, her gecikme otomatik olarak Mandamus için yeterli değildir. Buradaki temel hukuki mesele, gecikmenin makul olmayan gecikme seviyesine ulaşıp ulaşmadığıdır. Federal mahkemeler de buna bakar. Bazı dosyalarda birkaç aylık bekleme olağan kabul edilebilirken, bazı dosyalarda yıllar süren sessizlik çok daha güçlü bir hukuki zemin oluşturabilir. Özellikle iltica dosyalarında, uygulamada birkaç yıl boyunca mülakat alamayan başvuru sahipleriyle karşılaşıyoruz. Genel olarak 3 ila 4 yılı aşan, bazı durumlarda 5 yıl ve daha fazla süren beklemeler Mandamus açısından daha ciddi biçimde değerlendirilebiliyor. Elbette her dosya kendi koşulları içinde ele alınmalı.

O.Ş.: Özellikle iltica başvurularında bazı kişiler “Nasıl olsa çalışma iznim var, biraz daha bekleyeyim” diye düşünüyor. Sizce bu yaklaşım riskli mi?

M. Y.:  Evet, bazı durumlarda riskli olabilir. Çünkü beklemek yalnızca zaman kaybı değildir; çoğu zaman görünmeyen ama gerçek bir maliyet üretir. İş fırsatları kaçabilir, terfiler ertelenebilir, seyahat planları askıya alınabilir ve kişi ciddi gelir kayıpları yaşayabilir. Yani dosya bekledikçe, aslında hayat da beklemeye alınmış olur. Üstelik iltica dosyalarında uzun bekleme her zaman avantaj yaratmaz. Zaman geçtikçe olayların etkisi memurun gözünde zayıflayabilir, başvuru sahibinin hafızası bulanıklaşabilir, destekleyici kanıtlar kaybolabilir ve ülke koşulları farklı yorumlanabilir. Bu nedenle bazı dosyalarda fazla beklemek stratejik bir tercih değil, ciddi bir risk haline gelebilir.

O.Ş.:  Mandamus davası açıldığında süreç pratikte nasıl işliyor?

M. Y.: Dava açıldığında ilk önemli adım, hükümet tarafına resmi mahkeme bildiriminin yapılmasıdır. Bu aşamadan sonra hükümetin yanıt vermesi veya aksiyon alması için yasal bir takvimi işler. Uygulamada dosyanın niteliğine göre farklılıklar olabilse de, ilk haftalar ve ilk birkaç ay kritik önem taşır. Başarılı ilerleyen dosyalarda, dava açıldıktan sonra bir hareketlilik başlar. Bu bazen mülakat tarihi verilmesi şeklinde olur, bazen güvenlik ya da arka plan incelemelerinin tamamlanması şeklinde, bazen de doğrudan nihai karar verilmesi şeklinde sonuçlanır.

O.Ş.:  Peki riskler neler? Hükümet “Bu dava düşsün” derse ne olur?

M. Y.: Mandamus davalarındaki en önemli hukuki risklerden biri, hükümetin mahkemeye davanın reddi ya da düşürülmesi yönünde başvuru yapmasıdır. Hükümet genellikle iş yükü, bütçe kısıtları, yoğun dosya hacmi veya kasıtlı gecikme olmadığı gibi gerekçeler ileri sürebilir. Bazen dava teknik anlamda sert şekilde tartışılsa bile, süreç başvuru sahibinin dosyasında beklenmedik bir hızlanma yaratabilir. Uygulamada en çok gördüğümüz şeylerden biri, tam da savunma hazırlıkları sürerken dosyanın hareket kazanmasıdır.

O.Ş.: Dava açmadan önce başvuru sahibinin yapması gereken hazırlıklar var mı?

M. Y.: Kesinlikle var, ama şart değil. Yeterince beklendiyse mahkemeye ve hükümete şu mesajın verilmesi gerekir: “Ben idari yolları denedim, makul şekilde bekledim, dosyamı takip ettim, çözüm aradım ama sonuç alamadım.” Bu nedenle dava öncesinde yapılmış takip girişimleri çok önemlidir. USCIS sisteminde inquiry ya da service request oluşturulmuş mu, başvuru sahibi düzenli dosya takibi yapmış mı, resmi yazışmalar gönderilmiş mi, gerekiyorsa Ombudsman nezdinde girişimde bulunulmuş mu, bunların belgeleri saklanmış mı gibi sorular önem taşır.

O.Ş.: Diyelim ki müvekkil başka bir eyalette yaşıyor. Örneğin San Francisco’daki bir avukat ya da farklı bir eyaletteki bir avukat onun adına dava açabilir mi?

M. Y.:  Pek çok durumda evet. Bugün birçok süreç dijital platformlar üzerinden ilerlediği için coğrafi mesafe artık eskisi kadar belirleyici değil. Bu nedenle asıl önemli olan, avukatın hangi şehirde bulunduğundan çok, Mandamus ve göçmenlik gecikmeleri konusunda ne kadar deneyimli olduğudur.

O.Ş.: Son olarak, Mandamus düşünen kişilere en net uyarınız ne olur?

M. Y.: En net şekilde şunu söylemek gerekir: Mandamus sihirli bir onay mekanizması değildir. Eğer dosyanız zayıfsa, anlatımınızda ciddi tutarsızlıklar varsa ya da başvurunuzda temel hukuki eksikler bulunuyorsa, Mandamus yalnızca o zayıf dosyanın daha hızlı karara bağlanmasına neden olabilir. Bu nedenle Mandamus’a başvurmadan önce sorulması gereken tek soru “Ne kadar bekledim?” olmamalıdır. Asıl soru şudur: “Dosyam bugün incelense, karar verilmeye gerçekten hazır mı?” Eğer dosyanız dürüst, tutarlı ve hukuken desteklenebilir durumdaysa, Mandamus çok güçlü bir araç olabilir. Ancak dosyada yapısal problemler varsa, hız bazen avantaj değil dezavantaj yaratabilir. Oysa her ay bekleyen dosya; kaçırılan iş fırsatları, ertelenen terfiler, seyahat kısıtlamaları ve bazen binlerce dolarlık gelir kaybı anlamına geliyor. Dosyanız işlem görmeden bekledikçe, aslında görünmeyen bir maliyet ödemeye devam ediyorsunuz.

Mandamus Öncesi Stratejik Kontrol Listesi

Mandamus düşünmeden önce, başvuru sahibinin kendi dosyasına şu sorularla bakması faydalı olur:

  • Dosyam ne kadar süredir bekliyor?
  • Bu bekleme süresi, benzer dosyalara kıyasla olağan dışı mı?
  • USCIS inquiry, service request veya diğer takip yollarını kullandım mı?
  • Dosyam mülakata ya da nihai karara hazır mı?
  • Hikâyemde, beyanlarımda veya evraklarımda zayıf alanlar var mı?
  • Sürecin hızlanması benim için gerçekten avantaj mı, yoksa erken ret riskini artırır mı?

Bu soruların her birine dürüstçe verilecek cevap, Mandamus’un doğru zamanlama olup olmadığını anlamak açısından oldukça değerlidir. Çünkü Mandamus, yalnızca gecikmeyi değil; aynı zamanda dosyanın hazır olup olmadığını da görünür hale getirir.

Sahada En Sık Karşılaşılan Yanlış İnançlar

Yanlış inanış:

“Mandamus açarsam dosyamı kesin reddederler.”

Gerçek:

Mandamus, kurumun dosya hakkında karar vermesini hedefler. Memurun sırf dava açıldığı için keyfi biçimde misilleme yapmasına hukuken izin verilmez. Dosya yine yasal standartlara göre incelenir; değişen şey, dosyanın beklemeye bırakılmasının daha zor hale gelmesidir.

Yanlış inanış:

“Mandamus açmak demek mahkemeye gidip ifade vermek demektir.”

Gerçek:

Bu tür davaların büyük bölümü yazılı süreçlerle ilerler. Pek çok Mandamus dosyası, başvuru sahibinin mahkemeye gitmesini gerektirmeden ve duruşma aşamasına gelmeden çözüme kavuşabilir.

Yanlış inanış:

“Ne kadar uzun beklersem dosyam o kadar güçlenir.”

Gerçek:

Özellikle iltica dosyalarında uzun bekleme, hafızanın zayıflaması, kanıtların kaybolması, ülke koşullarının farklı yorumlanması ve siyasi iklimin değişmesi gibi nedenlerle dosyayı zayıflatabilir. Beklemek her zaman stratejik avantaj anlamına gelmez.

Yanlış inanış:

“Mandamus açılırsa dosya otomatik olarak onaylanır.”

Gerçek:

Mandamus’un amacı onay almak değil, karar aldırmaktır. Dosya olumlu da sonuçlanabilir, olumsuz da. Bu nedenle Mandamus düşünülmeden önce dosyanın içeriği mutlaka stratejik olarak değerlendirilmelidir.

Yanlış inanış:

“Sadece çok büyük ya da çok sıra dışı davalarda Mandamus açılır.”

Gerçek:

Mandamus’un temel kriteri dosyanın büyüklüğü değil, makul olmayan gecikme ve hukuki hazırlıktır. Bazen sıradan görünen ama yıllardır hareketsiz bırakılmış bir dosya da Mandamus açısından güçlü olabilir.